Arama :

Çocuklarda depresyon

Depresyon, pek çok ülkede giderek sıklığı artan psikiyatrik/psikolojik bir hastalıktır. Uzun yıllar bu hastalığın sadece yetişkinlerde görüldüğü düşünülmüştür fakat günümüzde çocuk ve gençlerin de depresyon geçirdiği kabul edilen bir gerçektir. Depresyon basit bir mutsuzluk veya hayattan zevk alamama durumu değildir. Çocuk ve ergenin hayatını pek çok alanda olumsuz yönde etkileyen bir rahatsızlıktır. Depresyonun hem psikiyatrik/biyolojik hem de psikolojik (çevresel, etkileşimsel, eğitimsel, kişilik gelişimiyle vd. ilgili ) temelleri olduğu bilinmektedir. Çocuklarda görülme sıklığı, değişik ülkelerde yapılan araştırmaların sonuçlarına genel bir gözle bakılırsa okulöncesi yaşlarda (6 yaş öncesi) en az her bin çocukta beş çocuk ile en fazla her yüz çocukta 4 çocuk arasında değişiyor. Okul çağında (6-12yaşları ) sıklık artarak devam ediyor. Ergenlik dönemindeyse bu sıklık %4.9 ile %12-15 arasında değişiyor. Erken yaşlarda ağır depresyon geçiren çocuğun ilerde yine depresyon geçirme riski çok yüksek, bu yüzden erken teşhis ve tedavi çok önemlidir.
Toplumsal ve kültürel farklılıklar teşhisi geciktirmektedir. Bizim kültürümüzde çocuğa özellikle psikiyatrik/psikolojik bir hastalık 'kondurulmaz' çocuk ve gençlerin, yetişkinler gibi derin yaşam tecrübeleri olmadığı için 'çocuktur canım nasıl olsa büyüyünce geçer' diye bakılır. Büyüme başlıbaşına önemli bir meseledir ve bir bebeğin 'birey' olma insan' olma yolundaki güzergahında bütün yolculuğu etkileyen pek çok etken vardır. İlk olarak çocuğun genetik yoldan elde ettiği özellikleri, hastalıklara yatkınlığını da önemli ölçüde belirler. Bu hastalıklar sadece şeker, kalp rahatsızlıkları gibi fiziksel hastalıklar olmayıp aynı zamanda psikiyatrik/ nörolojik/ psikolojik/ eğitimsel hastalık veya sorunlardır. Bunların bir kısmı da hamilelik ve doğum şartlarıyla, beyin ve sinir sisteminin gelişimindeki aksamalarla veya başka fiziksel rahatsızlıklarla alakalıdır. Henüz biliminsanları bu bağlantıları kesin sonuçlarla ortaya çıkaramamış olsa da her insanın fiziksel bir bünyesi vardır ve bu bünye önemli ölçüde yaşamını belirler. Bunun yanısıra bu temel üzerine ilişkiler ağı içinde şekillenen bir psikolojik bünyesi vardır. Öncelikle anne-bebek arası ilişkiyle belirlenen çocuğun psikolojik gelişimi, hem çocuğun kendi iç dünyasında geçirdiği evrelerle hem de çevre ile ilişkisinde yaşadığı tecrübelerle ilerler. Bu bünyenin sağlıklı gelişiminde yaşanacak aksaklıklar da hastalıklara sebep olur ve kişilik gelişimini olumsuz yönde etkiler. Psikolojinin, 'Klinik Psikoloji' uzmanlık dalı , işte bu fiziksel bünye üzerinde şekillenen psikolojik bünyenin sağlıklı gidişatı, bunun için gerekli anne ve babalık işlevleri, doğal gidişatın psikolojik evreleri ve buralardaki aksamaların yolaçtığı psikolojik problemler ve onların psikoterapisi ile ilgilenir. Biyolojik bir temele dayanmayan psikolojik rahatsızlıklar da vardır. Her hastalık biyolojik temele dayalıdır gibi bir sonuç ta çıkmamalıdır bu anlatılanlardan... Çocuklarda görülen depresyon büyüklerdekinin tıpatıp aynısı olmamakla beraber Psikiyatrik bir sınıflama sistemi olan DSM-IV adlı elkitabında tanı ölçütleri, hemen hemen aynıdır.

Ülkemizde de yaygın olarak kabul gören ve kullanılan bu elkitabına göre depresif bozukluklar
A) Majör Depresif Bozukluk ve
B) Distimi (yani minör depresyon) olarak ikiye ayrılmaktadır.
Depresif Bozukluklar, Duygudurum Bozuklukları genel başlığı altında sınıflandırılmıştır. Bu genel başlık altında a) Depresif Bozukluklar b) Bipolar Bozukluk c) Siklotimik Bozukluk d) Madde kullanımının yolaçtığı duygudurum bozukluğu d) Tıbbi bir duruma bağlı olarak gelişen duygu durum bozukluğu olarak beşe ayrılır. Çocuk ve ergenlerle ilgili olarak konuyu yalnızca 'depresif bozukluklar' üzerinde yoğunlaştırırsak; Majör (Büyük-Ağır) Depresyon, en az iki haftalık bir dönem boyunca süren aşağıdaki belirtilerle ayırdedilmektedir.

İlgi kaybı, hayattan zevk alamama ve depresif duygudurumuyla birlikte en az beş belirtinin de birlikte görülmesi gereklidir,

1) Özellikle çocuklarda çoğunlukla gün boyu süren gözlenebilen bir huzursuzluk ve/veya ağlamaklı olma hali
2) uyku bozuklukları
3) Kilo kaybı veya artışı
4) Konsantrasyon azlığı ve kararsızlık
5) İntihar hayalleri veya ölümle ilgili düşünceler
6) Hareketliliğin her zamankine oranla artması veya yavaşlaması
7) Yorgunluk ve enerji kaybı
8) Yoğun değersizlik hisleri ve/veya uygun olmayan şekilde suçluluk hissi

Okulöncesinde yuvaya daha ilerde de ilkokula devam eden çocukların buralarda yuva/sınıf öğretmenlerince , yuva psikoloğu, okulda rehber psikolog tarafından tespit edilmesi bu belirtileri tarayarak çocuğun hayat akışı içindeki değişiklikleri anne ve baba ile görüşerek ortaya çıkarmalıdır. Ardından bir uzmana yönlendirmelidir. Çocuklarda Distimi(minör depresyon) için yukarıdaki belirtilerin iki tanesinin en az bir yıl boyunca devam etmesi gerekmektedir. Majör depresyon ile distimi arasındaki fark belirtilerin yoğunluğu, çeşitliliği ve süresi dikkate alınarak saptanmaktadır. Ergenlerde görülen duygudurum bozukluğu çoklukla bipolar bozukluktur. Depresyon, psikiyatrik/psikolojik açıdan tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Bunların dışında ayrıca okulda akademik problemleri olan, dikkat konsantrasyon güçlüğü çeken, öğrenme güçlüğü yaşayan veya hiperaktivitesi olan çocuklarda da depresif belirtiler ve kişilik gelişimiyle ilgili problemler olmaktadır. Bunların tespiti ne kadar erken yapılırsa o kadar faydalıdır ve ilk olarak anne ve babalar bu konularda bilinçlenmelidir. Sonra yuvada çalışan öğretmen ve yuva psikologları bu konularda bilgi sahibi olmalıdırlar. Ardından İlkokul öğretmenleri, okuldaki rehber danışmanlar, okul psikologları bu çocukları farketmekte adım atmalılar ve aileyi yönlendirmeliler. Böyle güçlükleri olan çocuklar risk altında çocuklardır. Bu çocukların bir kısmının çocuk psikiyatristinden , özel eğitim uzmanından ve klinik psikolog'dan aynı anda paralel olarak yardım alması ve tedavi görmesi gerekmektedir. Depresyonun psikolojik ve psikodinamik açıdan özetle açıklaması şudur; çocuk büyürken psikolojik olgunlaşması için gereken adımları atamayıp, kayıp duygusu yaşar, kaygıya ve derin bir üzüntüye kapılır. Büyümeyi çocukluğu kaybetmek olarak görür. Bazen 'ben büyümiycem çocuk kalıcam' diyen çocuklara rastlarız. Ayrıca bu tip çocuklar büyümeyi anneyi kaybetmek, anneden uzaklaşmak olarak yorumlarlar. Psikolojik olarak bireyselleşme/ayrılma kendi kişiliğini oluşturma yaşam boyu süren bir süreçtir. Çocuk özellikle 0-3 yaş arasında muazzam bir büyüme içindedir ve bu büyümenin psikolojik kısmıda oldukça meşakkatlidir hem anne hem çocuk açısından. Bu dönemde oluşan problemler ileriki yaşlardaki riskleri de arttırır bunun içinde depresyon riski de dahil olmak üzere... Bundan dolayı öncelikle çiftin çocuğa birlikte karar vermeleri, annenin hamileliğe hem fiziksel hem psikolojik olarak hazırlıklı olması, hamileliği sırasında babadan destek görmesi, sağlıklı doğum koşullarının seçilmesi, anne ve babanın bebeğin hem bakımı, beslenmesi hem de psikolojik gelişiminden haberdar olmaları gerekmektedir. Tüm bunlar oldukça zorlu bir süreç gibi görünebilir yalnız unutmayalım ki karanlıkta her renk aynı görünür (Francis Bacon) ve karanlık korku, kaygı verir. Bilgilenmek anlayışımızı arttırır, kaygımızı korkumuzu azaltır ve hoşgörümüzü geliştirir. Hepimizin, bebeklerin, çocukların, gençlerin de böyle bir dünyada yaşamak, büyümek, insan olmak hakkıdır.
 

Adres : Cemil Topuzlu Caddesi, Tavukçuoğlu Apt. No: 33/3, Çiftehavuzlar - Kadiköy/İstanbul - Tel: 0216 302 69 54